İnternette bir ürün arıyordum. Sabır ve itinayla reklamlardan kaçmaya çalışırken karşıma bir şövale fotoğrafı çıktı. Şövale, yani ressam sehpası. Şık ve havalı bir malzeme olduğunu belirtmek gerek.

Fotoğraf şöyleydi: Kocaman bir salonun ortasında elinde sadece şövale olan bir kadın, kadının yüzünde uyduruk bir gülümseme ve fotoğraf yanlış açıdan çekildiği için ekrana çöken karanlık… Tüm bunlar bana, günümüz eğitim sisteminin öğrencileri getirdiği durum hakkında bir fikir veriyordu.

Şövalesi olan ama fırçası, paleti, kâğıdı, kalemi ve boyaları olmayan bir ressam düşünün. Kabiliyetli olduğu her hâlinden belli bu ressamın. Bir dizi çalışmanın ardından artık resim çizmeye başlamak istiyor. Onu eğiten pek kıymetli (!) ve tecrübeli hocası “Al genç adam, işte sana bir şövale. Bir ressam için bu şık sehpa, olmazsa olmazdır!” diyor. Genç ressam heyecanlanıyor tabii. Büyük bir coşkuyla şövaleyi yüklenip atölyesine doğru yol alıyor ve eğitimini tamamladıktan sonraki ilk resmini yapmak üzere hazırlıklara başlıyor. Başı dik, gözü pek, kendi hüviyetini yansıtan bir işi yapacağı için bir hayli mutlu… Ama bir sorun var. Ona malzeme olarak ressam sehpasından başka bir şey vermemişler meğer. Bu şartlar altında tek bir çizik dahi atamayacağını görünce neye uğradığını şaşırıyor. Tahmin edileceği üzere hocasının yanında alıyor soluğu. Derdini anlatınca şu öfke dolu sözlerle karşılaşıyor:

Hadi oradan şımarık herif! Resim çizmek isteyen her şartta çizer, hiç boşuna bahane arama.”

Bu çıkış karşısında iyice afallayan çocuk, tepki dahi veremez oluyor. Hoca için bir ritüel kıvamında geçen bu azarlama sürecinin hemen ardından çocuğun elindeki şövaleyi de alıyorlar. “Madem resim çizemedin, buna da ihtiyacın olmaz,” diyorlar bir bakıma.

Bana öyle geliyor ki bugünlerde bir okuldan mezun olan öğrencinin durumu da böyledir. Çocukların yerine koyun kendinizi. Elinize bir şövale vermişler ama resim yapmayı tam olarak bilmiyorsunuz. Bilseniz ne fark eder? Bir fırça bile vermiyorlar size. Gözünüzü boyamak için en gösterişli olanı sunuyorlar öncelikle. Sonra onu da elinizden alıyorlar.

Bu hususta eğitim-öğretime yaklaşırken öğrenciye ne verdiğimizde dikkat etmemiz son derece elzem. Çünkü ne verirsek onu alacağız. Temiz bir sayfayı hiç buruşturmadan ve üzerine gereksiz çizikler atmadan meseleye yaklaşmak gerekiyor. Elbette bunu yapmak için de bütünüyle kendisini eğitime adayan, yenilikten kaçmayan bir eğitimci profili, kurtarıcı konumuna geliyor. Kurtarıcı… Geçmişten gelen prensipleri, kültürel mirası ve çağın gerektirdiği yenilikleri bir potada eritebilen, sınıfına her daim keyifli ve huzurlu giren bir kurtarıcı.

Çocuk, tertemiz bir sayfa… Taptaze bir gönül meyvesi… Her sayfa gibi o da karalanacak, her meyve gibi o da koparılacak. Evladının bir emanet olduğunu unutarak onu tamamen kendisine ait sanan ‘boş vermiş veliler’ ve kendilerini gardiyan, öğrencileri de mahkûm gibi gören ‘vazgeçmiş öğretmenler’ bir araya gelince mecburen çürüyecek meyveler. Buna engel olmak için dertlerin peşinden gitmekten başka bir yol yok gibi geliyor bana. Yol derken; umutlu, dirayetli ve dertli olmak, çocuklara şövalenin yanında boyalar da verebilmek, üzerimize çöreklenmiş olan acılara kafa tutmak ve derdin peşine düşmek gibi, ruhumuzun en ücra köşelerini, kalbimizin her zerresini ve vicdanımızın ta kendisini harekete geçirecek bir yolu kastediyorum.

Bunu yaparken “Aman efendim, dertler bizi güçlendirir. Muhakkak acılarla yüzleşmeliyiz.” klişelerine falan girmiyorum. Gerçek bir sıkıntıdan söz etmek istiyorum. Bizi güçlendirmeyi bırakın, belki de gücümüzü sonuna kadar kullanmamıza sebep olan, kovaladıkça uzaklaşan, uzaklaştıkça büyüyen, büyüdükçe bizi yeni dertler edinmeye yönelten bir sıkıntı bu. Egomuzu bir başkası için değil kendimiz için bir oyuncağa çevirerek terbiye ederek onu vicdanımızın maskarası yapan bir sıkıntı.

Yalnızca kalbi olanın sahip olabileceği güzide bir dert.

Edebiyat Parçalamak

Edebiyat parçalamak, yani öznelliğe ve orijinalliğe savaş açmak… Hani sıkça karşımıza çıkan; abartılı duyguculuk, etkisi sınanmış ifadelere bel bağlama, klişelerle haşır neşir olup kolay yolu

Sıkılmanın Kıymeti

John Taylor Gatto, “Eğitim: Bir Kitle İmha Silahı” adlı kitabında şöyle bir soru soruyor: “Kaç öğretmen gerçekte neyin parçası olduğunun farkında?” Aynı kitabın bir başka