Eğitimcilik, sonucu ertesi gün görülen bir meslek değildir. Bir öğretmen ya da okul yöneticisi olarak attığınız tohumların filizlenmesini bazen yıllarca beklersiniz. Çoğu zaman verdiğiniz emeğin gerçekten bir karşılığı olup olmadığını bilemezsiniz. Fakat bazı günler vardır ki, yılların bütün yorgunluğunu bir anda unutturur.
Geçtiğimiz günlerde, 1998 yılından bu yana eğitim verdiğimiz öğrencilerimizle Mezunlar Pilav Günü’nde yeniden bir araya geldik. Karşımda artık çocuklar değil; doktorlar, mühendisler, öğretmenler, girişimciler ve kendi hayatını kurmuş genç insanlar vardı. Kimisi evlenmiş, kimisi anne baba olmuş, kimisi mesleğinde önemli başarılara imza atmıştı.
İnsan, hayatına değer kattığı kişilerin kendisini yıllar sonra bile unutmadığını görünce içi bir tuhaf oluyor. Bir eğitimci olarak bunu iliklerime kadar hissettim. O gün bana söylenen bir cümle, belki de yılların emeğini özetliyordu:
“Hocam, karakterimizin oluşmasında Pelikan’ın çok büyük katkısı oldu. O yıllarda Pelikan’da öğrendiklerimizin meyvesini bugün topluyoruz.”
Bir eğitimci için bundan büyük bir ödül olabilir mi bilmiyorum.
Öğrencilerimi gördükçe, onların hayatına küçücük de olsa dokunabilmiş olduğumu hissetmek başka hiçbir şeyle kıyaslanamayacak bir duyguydu. Fakat beni en çok etkileyen sadece söyledikleri değildi.
Pilav Günü için öğrencilerimi tek tek ararken fark ettim ki, yıllar önce ayrılmış olmalarına rağmen telefonlarına hâlâ “Hocam” diye kayıtlıydım. Telefonu açtıklarında hiç tereddüt etmeden, aynı samimiyetle “Buyurun hocam.” dediler.
O an anladım ki eğitim, ders anlatmaktan çok daha büyük bir şeymiş. Aradan geçen yıllar, mesafeler, yaşanan hayatlar bazı bağları koparamıyormuş.
Bunları yazarken bile gözlerim doluyor.
Galiba idealist eğitimcilik böyle bir şey.
Sonra yıllarca hizmet verdiğimiz o eski Pelikan Etüt Eğitim Merkezi geldi gözümün önüne…
İki katlı, küçücük bir bina… Sadece iki sınıfı vardı.
Ama o küçücük binanın içinde kurulan hayaller, verilen emek ve yaşanan dostluklar bugün bile insanların kalbinde yaşamaya devam ediyor.
Ne zaman eski öğrencilerimiz o sokağın önünden geçse mutlaka duruyor, binaya uzun uzun bakıyor ve çocukluklarını anlatmaya başlıyorlar.
Bazen kendi kendime düşünüyorum…
Keşke bahçe duvarlarının dili olsaydı.
Keşke yıllarca o sınıflarda yaşanan heyecanı, dökülen gözyaşlarını, kazanılan özgüveni, edilen duaları anlatabilseydi.
Keşke “Benim çocuğum burada yapamaz.” diye düşünen velilere seslenebilseydi.
Anlatsaydı şöyle derdi belki:
“Bu kapıdan içeri giren her çocuğun değişimine tanıklık ettim. Korkularının cesarete, kaygılarının umuda dönüştüğünü gördüm. Bugün buradan geçen mezunların gözlerindeki özlemi görüyorum. Eğer duygular konuşabilseydi, size tek bir cümle söylerdim: Çocuklarınızın da böyle anılar biriktirmeye ihtiyacı var.”
O an içimde büyük bir mutluluğun yanında küçük bir burukluk da hissettim.
Keşke daha fazla çocuğun hayatına dokunabilseydik…
Çünkü yıllar sonra karşıma çıkan bu gençlerin ortak bir özelliği vardı.
Hepsi mücadele etmeyi bilen, sorumluluk almaktan kaçmayan, zorluklar karşısında pes etmeyen, umutla yürüyen ve sağlam karakterleriyle çevrelerine örnek olan bireyler olmuştu.
Yıllardır inandığım gerçeği bir kez daha gördüm.
Bir insanın geleceğini sadece gittiği okul belirlemez.
Asıl belirleyici olan; kazandığı karakter, benimsediği değerler ve hayata bakış açısıdır.
O gün iki çocuğu da Pelikan Kolejinde eğitim alan bir velimizin sözleri yeniden kulaklarımda çınladı:
“Pelikan öğrencileri sadece liseye değil, hayata ve üniversiteye hazırlıyor.”
Mezun öğrencilerime baktığımda, bu sözün ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha hissettim.
“Bir insan yetişirken ona katkı sağlayan herkes, onun geleceğinin inşasına bir tuğla koyar. Biz de Pelikan olarak hayatınızın temeline bir tuğla koyabildiysek ne mutlu bize.”
Ardından öğrencimden gelen cümle, yılların emeğini tek başına özetledi:
“Hocam, Pelikan hayatımıza bir tuğla koymadı. Pelikan geleceğimizin sağlam temelini attı.”
Bir eğitimci için bundan daha değerli bir karşılık olabilir mi?
Bugün geleceğe bu yüzden umutla bakıyorum.
Çünkü biliyorum ki çocuklarımızın en büyük ihtiyacı yalnızca akademik başarı değildir. Onların güçlü karaktere, duygusal dayanıklılığa, sorumluluk bilincine ve sağlam değerlere de ihtiyacı vardır.
Sınavlar hayatın küçük bir bölümüdür.
Hayatın asıl sınavı ise iyi bir insan olabilmektir.
Biz Pelikan Eğitim Kurumlarında yıllardır bunun için çalışıyoruz.
Çünkü eğitim, mezuniyetle biten bir süreç değildir.
Eğitim, ömür boyu süren bir yol arkadaşlığıdır.
Ve yıllar sonra dönüp baktığımızda geride bıraktığımız en büyük eser; yaptığımız binalar değil, dokunabildiğimiz hayatlar olacaktır.
*Gülay Körükmez*
Pelikan Eğitim Kurumları Kurucu Müdürü


