Kültürsüz Bir Gençlik mi Yetiştiriyoruz?

 

LGS sonuçları yakında açıklanacak ve biz aynı cümleleri yine duyacağız: “Fen lisesini kazanamadı.” “İstediğimiz okula yerleşemedi.” Oysa yıllardır eğitimin içinde olan biri olarak bambaşka bir sorunun peşindeyim. Çocuklarımız gerçekten ne kazanıyor?


Bu yıl öğrencilerimizin dil ve vizyon gelişimini desteklemek amacıyla düzenlediğimiz Londra Turlu İngilizce Konuşma Kursunda çok çarpıcı gözlemler yapma fırsatım oldu. Bu gezi vesilesiyle, gerek ortaokuldan mezun ettiğimiz gerekse farklı okullardan bize katılan öğrencilerin lise yıllarında neler kazandıklarını —ve neleri kaybettiklerini— derinlemesine analiz etme şansım oldu.


Tura katılan lise öğrencilerin yaklaşık %50’si fen lisesi öğrencisiydi; diğerleri ise OBP (Okul Başarı Puanı) ile öğrenci alan Anadolu liseleri, özel okullar ve meslek liselerinde okuyan gençlerden oluşuyordu. Bu öğrencilerin akademik başarıları ve test çözme becerileri çok yüksek olmasına rağmen, okul türü fark etmeksizin neredeyse hepsinde ortak bir eksiklik göze çarpıyordu: Kültürel birikim ve merak duygusu.


Örneğin, öğrencilerle sohbet ederken “Osman Hamdi Bey kimdir?” diye sorduğumda aldığım cevapların büyük bir kısmı “Kültür Merkezi” oldu. Ardından “Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunu biliyor musunuz?” diye sordum. “Evet” dediler. “Peki bu ünlü tabloyu kimin yaptığını biliyor musunuz?” dediğimde ise “Aaa, Osman Hamdi Bey mi yapmış?” diye şaşkınlıkla karşılık verdiler. Oysa Osman Hamdi Bey, bugün yaşadığımız topraklarda, Gebze’de ömrünü geçirmiş, Türk resim sanatının ve müzeciliğinin öncülerinden biridir. Bu basit örnek bile bana, gençlerimizin akademik olarak doldurulurken, kültürel ve sanatsal birikimlerinde nasıl büyük boşluklar bırakıldığını açıkça düşündürdü.


Gezimizin İngiltere ayağında öğrencilerimizi dünyanın en önemli kültür miraslarından biri olan British Museum’a götürdük. Memleketimin en yüksek puanlı, en iyi liselerinde okuyan gençlerinin, müzenin kapısında içeri girip insanlık tarihini keşfetmek yerine telefonlarıyla sosyal medyada vakit geçirmeyi tercih ettiğini görmek beni üzdü. Buna karşılık, ünlü bir futbol stadını gezmek ya da bir spor mağazasından 65 sterlin vererek popüler bir forma satın almak onlar için çok daha cazipti.
Oxford Üniversitesi kampüsü gezisinde de benzer bir tabloyla karşılaştım. Ben gençlerin dünyanın en saygın üniversitelerinden birinin atmosferini solumak için sabırsızlanacağını düşünürken, manzara tam tersi oldu.


Bilgiye açılan o tarihi kapıdan içeri girmek için küçük bir giriş ücretini vermek istemeyen birçok öğrenci, konu alışveriş caddelerindeki popüler markalar olduğunda büyük bir ilgi gösterdi. O an şunu bir kez daha idrak ettim: Çocuklarımız maalesef bilgiye ve kültüre değil, popüler kültüre ve tüketime yönlendiriliyor.
Sorun sadece çocuğun hangi liseye gittiği veya kaç net yaptığı değil; eğitim sistemimizde ve aile yaşantımızda öğrencilerimizin kültürel gelişimlerini yeterince destekleyemememizdir. Akademik başarı elbette kapıları açar, ancak tek başına yeterli değildir. Bilgiyi anlamlandıracak bir genel kültür, merak, sorgulama alışkanlığı ve estetik bakış açısı gelişmediğinde, o çok övündüğümüz akademik başarılar da içi boş birer diplomadan ibaret kalıyor.


Bununla birlikte, beni gelecek adına umutlandıran çok önemli bir gözlemim de oldu. Öğrencilere bu eksiklerini, popüler tüketim kültürüne nasıl yenik düştüklerini açıkça söylediğimde hiçbirinden en ufak bir saygısızlık veya tepki görmedim. Tam tersine, gözlerindeki o mahcubiyeti ve doğru bir şekilde rehberlik edildiğinde öğrenmeye, kendilerini geliştirmeye ne kadar aç olduklarını fark ettim. Bu da bana gençlerimizin ruhunun kaybolmadığını; sadece doğru rol modellere, doğru yönlendirmelere ve sığ bir başarı anlayışından kurtarılmaya ihtiyaç duyduklarını gösterdi.


Elbette bahsettiğim bu kültürel uyanış ve birikim, sadece yurt dışı gezileriyle ya da büyük bütçelerle sınırlı değildir. Merak duygusu evde, çok daha mütevazı imkânlarla da yeşerebilir. Yaşadığımız şehirdeki ücretsiz müzeleri veya tarihi mekânları keşfetmek, internetteki nitelikli ve ücretsiz belgeselleri birlikte izlemek, evde bir akşam ekranları kapatıp bir tablo ya da bir kitap üzerine sohbet etmek de bu kültürün en değerli parçasıdır. Önemli olan imkânların büyüklüğü değil, bizim çocuklara neyi kıymetli olarak sunduğumuzdur.
Bu nedenle yalnızca okulun tabelasındaki “Fen” veya “Nitelikli Anadolu” adına odaklanmayalım. Çocuklarımızın hangi liseye gittiğinden çok; lise yılları boyunca kimlerle arkadaşlık ettiği, hangi kitapları okuduğu, evde hangi konuların tartışıldığı, dünyayı ne kadar tanımaya çalıştığı ve kendini insani olarak ne kadar geliştirdiği onun gerçek geleceğini belirleyecektir.


Benim bir eğitimci olarak gördüğüm en büyük eksiklik formüller veya test kitaplarındaki bilgiler değil; kültürel gelişim, entelektüel merak ve yaşam becerileridir.


İnanıyorum ki doğru rehberlik edilen, meraka teşvik edilen her genç, hangi lisede okursa okusun kendi potansiyelini ortaya çıkaracak ve hayatta güçlü, vizyoner bir yer edinecektir.
Diploma meslek kazandırır; kültür ise bakış acısı geliştirir.

Zihinsel Prova

Üzerinde lacivert takım elbise, beyaz gömlek ve turuncu kravat ile ünlü bir yazar edasıyla sahnedesin.Onuncu kitabını okurların için imzalarken, karşında metrelerce uzayan bir kuyruk var.İnsanlar